Tutuklama

Tutuklama Nedenleri

CMK- Madde 100- (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar ( madde 76, 77, 78),

2. Kasten öldürme ( madde 81, 82, 83),

3. (06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunun 17. Md. İle ek bent) Silahla işlenmiş kasten yaralama ( madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87) ,

4. İşkence (madde 94, 95),

5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

6. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

7. (06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunun 17. Md ile ek bent) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar ( madde 302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10/07/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) 18/06/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10/07/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

f) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

 (4) (25/05/2005 tarih ve 5353 sayılı Kanun ile değişik madde) Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Tutuklama Koşulları:

Madde TCK’nın 104. Maddesinde düzenlenen tutuklama nedenlerini yeni baştan düzenlemiştir. Bu düzenleme bazı sakıncalarına rağmen genelde başarılı olmuştur denebilir.

Suç işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan hâkimin huzurunda bulunan şüpheli veya sanık, ancak İHAS, Anayasa ve CMK’da gösterilen tutuklama sebeplerinin bulunması halinde tutuklanabilir.

“Baştan belirtelim ki, aşağıdaki hususlara uyulmadan tutuklama veya tutukluluğun devamı kararı verilmesi tazminat ödemeyi gerektirir. (m.141, CMK)

Görüldüğü gibi tutuklama kararı verilebilmesi için en az beş koşulun aynı anda gerçekleşmesi lazımdır:

·       Şüpheli veya sanığın huzurda bulunması

·       Adli kontrol tedbirlerinden birine karar verilememesi

·       Kuvvetli suç şüphesi bulunması

·       Tutuklama sebeplerinden birinin bulunması

·       Oranlılık (ölçülülük ilkesinin bulunması) … “

Yeni düzenleme ile hâkimin tutuklama kararı verebilmesi için şu koşullar aranmalıdır.

1.     Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması

2.     Bir tutuklama nedeninin bulunması

3.     Tutuklamanın ölçülü olması

4.     İşlenen suç için kanunda öngörülen ceza, hürriyeti bağlayıcı ceza olmalı ve üst sınırı bir yıldan fazla olmamalıdır.

Kuvvetli Suç Şüphesinin varlığı nedeniyle tutuklama:

Kuvvetli suç şüphesi, söz konusu kişinin suç işlemiş olduğu konusunda objektif bir gözlemciyi iknaya yeterli olduğu ve bilgilerin var olması durumudur. Şüphenin, ceza davasını açmayı gerektirecek bir yoğunluğa ulaşması ve fiilin özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektirecek nitelikte olması şarttır. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, tutuklama ciddi bir suçun işlendiğine ilişkin ciddi emarelerin bulunması şartına bağlıdır ve böyle inandırıcı bilgi ve belge olmaksızın tutuklama kararı verilmesi söz konusu olmamalıdır.       

Yeni CMK böyle bir şüphenin varlığını gösteren olguların varlığını aramaktadır. Olaylara, somut delillere dayanmayan bir değerlendirme tutuklamaya mesnet teşkil edemez.

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular şüpheli veya sanığın suç işlediğini gösterir yüksek derecede kuşku ve büyük olasılığın bulunması durumudur. Sanığın suç işlediğine ilişkin güçlü suç şüphesi yoksa suçun ağırlığı önem taşımamakta ve yargılamanın tutuksuz yapılması gerekmektedir.

Asıl olan kişinin hakkında verilecek hükmün kesinleşmesine kadar suçsuz olduğu ve tutuklamanın geçici bir önlem olup, yargılamanın tutuksuz yapılmasıdır.

Ancak uygulamada, yeni düzenlemelere karşın bu konuda hala çok ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. Özellikle soruşturma evresinde kolaya tutuklama kararları verilebilmekte, şüpheli tutuklu iken, iddianame hazırlıkları aylarca sürebilmektedir. İnsanlar önce tutuklanmakta, bundan aylar sonra iddianame düzenlenmektedir. Bu gecikmeye sebep olarak da, delillerin toplanıyor olması gösterilmektedir. Tutuklama için aranan suç şüphesi iddianame düzenlemek için aranandan çok daha kuvvetlidir. Gerçekten, eldeki delillere nazaran yapılacak bir duruşmada sanığın mahkûm olması kuvvetle muhtemel ise, kuvvetli şüphe var demektir.

Saklanma ya da kaçma şüphesi:

Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran olaylar bulunması halinde tutuklama kararı verilebilir. Şüpheli veya sanık, tutuklanmaktan ya da ileride alacağı cezadan kendisini kurtarmak için, olaydan hemen sonra bulunduğu yeri terk edip gitmiş, izini kaybettirmiş, arandığı halde bulunamamış ise, onun kaçıp saklandığı kabul edilmeli ve tutuklama kararı verilmelidir. Şüpheli veya sanık henüz kaçmamış, ancak kaçacağı şüphesini uyandıran olaylar içindeyse, örneğin, oturduğu yeri değiştirmiş veya pasaport almış ya da araç sağlamaya kalkışmış ise, bu gibi durumlarda, yargıç ya da mahkeme, tutuklama kararı verebilir. Yalnız şüphe yeterli değildir. Şüpheye yol açacak olayların bulunması şarttır.

 O halde diğer koşullar yerine gelmiş olsa bile şüpheli kaçmayacak, saklanmayacak, delilleri yok etmeyecek, gizlemeyecek, değiştirmeyecek, tanık mağdur veya başkalarına baskı yapma girişiminde bulunmayacaksa, tutuklama kararı verilmeyecektir. Şüphelinin kaçacağı ya da saklanacağı konusunda somut olgular bulunmalıdır. Örneğin bilet alarak ya da sahte pasaport temin ederek yurt dışına çıkmaya hazırlanması, sürekli yer değiştirmesi, sahte kimliklerle ev kiralaması, sınıra yakın bir yere yerleşmesi, üzerinde yüklü miktarda döviz taşıması, yabanı dil öğrenmeye yönelik el kitaplarının bulunması gibi haller, kaçacağına ilişkin somut olgulardır. Öte yandan tutuklama tedbirine son çare olarak başvurulması gerekecektir.

Delilleri Gizleme, Değiştirme veya Yok etme:

a.     Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

b.     Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa bir tutuklama nedeni var demektir. Sanık, serbest bırakılması durumunda rahatça, aleyhinde tanıklık yapacaklara baskı uygulama, soruşturmaya alınacak kişilere taktik verme, davaya karışan herhangi birine yapılacak sorgulamalarda ne tür yanıtlar vermesi gerektiği konusunda hileye başvurma, soruşturmada gerekli belge ve diğer somut delilleri yok etme veya soruşturma ile kovuşturmayı kesintiye uğratacak yöntemlere başvurması olanaklarına sahip ve bunlara girişme yolunda davranışlarda bulunuyor veya bulunmaya kalkışıyor ise, bunları engellemek ve maddi gerçeğin ortaya çıkışını sağlamak için şüpheli veya sanık tutuklanabilir.

Şüpheli ya da sanığın delilleri gizleyeceği, değiştireceği, tanıklara baskı yapacağına ilişkin kuvvetli şüphe olmalıdır. Uygulamada henüz soruşturmanın tamamlanmamış olması, doğrudan delillerin karartılacağı şeklinde yorumlanmakta ve bu nedenle eleştirilmekteydi. Ancak CMK’da yer alan diğer tüm tedbirlerle (arama, el koyma, iletişimin dinlenmesi vb.) delillerin gizlenmesi veya değiştirilmesi önlenebiliyor ise, tutuklama yoluna gidilmeyecektir.

Tanık, Mağdur veya Başkaları Üzerinde Baskı Yapma Girişimi:

Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasının önlenmesi için de tutuklama kararı verilebilir. Bu nedenle tutuklama kararı verilebilmesi için, yalnızca böyle bir olasılığın bulunması yeterli olmayıp, baskı girişiminde bulunduğu hususunda kuvvetli şüphe oluşması gerekir. Şüpheli veya sanık, olayla ilgili olarak tanıklarla konuşmaya çalışıyor ya da mağdurla görüşme çabalarını gösterir tavırlar sergiliyorsa, baskının varlığını kabul etmek gerekir. Uyuşturucu madde kaçakçısı şüpheli veya sanık, diğer suç ortaklarıyla telefonda konuşuyor, toplantı yapıyor ya da evine gidip görüşüyorsa onun, suçu ortaklardan birisinin üzerine yükleyerek, kendisini ya da diğerlerini kurtarmak için, uzlaşmaya çalıştığını kabul etmek ve tutuklama kararı vermek gerekir.

Sanık beyanı ceza yargılamasında en önemli delillerden biridir. Tanığa baskı yapılarak ya da tehdit edilerek ifadesini istedikleri şekilde vermesini ya da bildiklerini söylememesi konusunda ihtarda bulunulması söz konusu ise, delillerin karartılması ve dolayısıyla tutuklama nedeni var kabul edilebilecektir.

Oranlılık İlkesi:

Bu anlatılan koşulların yanında, tutuklama kararının verilmesi, işlenen suç göz önüne alındığında ölçülü olmalıdır. Şüpheli veya sanığın işlediği hakkında kuvvetli şüphe bulunan suç ile tutuklama kararı ile özgürlüğüne yapılan, müdahale tartılacak, dengeleme yapılacaktır. Eğer verilecek tutuklama tedbiri, ağır bir yaptırım niteliği taşıyacak ise, bu tedbir uygulanmayacaktır.

Bu ölçü hem ilk kez tutuklama kararı verilirken, hem de tutukluluğun devamına ilişkin karar verirken gözetilmelidir. İşlenen suçla ilgili kuvvetli şüphe olgularının varlığına, tutuklama nedenlerinin varlığına rağmen hâkim, işlenen suç ile tutuklamayı orantılı bulmuyorsa, tutuklama kararı vermeyebilecektir. Burada tutuklamanın ihtiyariliği prensibi söz konusudur. Örneğin hâkim, tutuklama yerine, yurt dışına çıkma yasağı verilmesinin amaca ulaşmak için yeterli olduğunu düşünüyorsa, bu tedbir tercih edilecektir.

Tutuklama Kararı Verilemeyen Suçlar:

Suçun cezasının öngörülen sınırı aşmış olsa bile, şüpheli veya sanık hakkında CMK’nın 109. Maddesinde gösterilen adli kontrol altına alınma kararı verilmişse, tutuklama kararının yerine ve onun kimi sakıncalarını ortadan kaldırmak amacıyla öngörülmüş olup, ikisinin bir arada bulunması olanaksızdır. Tutuklama kararı verilecekse, daha önceden verilen adli kontrol altına alınma kararının kaldırılması gerekir.

CMK’da bazı tedbirlerin uygulanabilmesi için bir yıllık bir ceza sınırının belirlendiği görülmektedir. Aynı ilke tutuklama için de getirilmiştir. O halde TCK’da ya da özel ceza kanunlarında gerçekleştirilen eylemler için öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza bir yıldan az ise tutuklama kararı verilemez.

CMK m. 112’ye göre, adli kontrol hükümlerini isteyerek( kasten) yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii tutuklama kararı verebilir. Kanunun 119. Maddesinin ikinci fıkrasına göre, tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabildiğinden, yalnızca adli para cezasını veya bir yıldan az hapis cezasını gerektiren hallerde adli kontrole karar verilmiş ve şüpheli veya sanık buna kasten uymamışsa hakkında tutuklama kararı verilebilecektir. Tutuklama yasağı bulunan hallerde de, dolaylı olarak tutuklamayı mümkün kılan bu düzenleme yadırganmamalıdır. Zira adli kontrole uymamamın da bir sonucu olmalıdır. Aksi halde adli kontrolden beklenen yarar pek çok olayda gerçekleşmeyebilir. Sadece adli para cezası öngörülmüş ise yine tutuklama kararı verilemez. 5353 sayılı yasa, maddenin tutuklama engelini belirleyen 4. Fıkrasını değiştirmiş ve üst sınırı 2 yıldan 1 yıla indirmiştir. Başka bir deyişle hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemezken bunu 1 yıla indirmiştir. Cezası maddenin 5353 sayılı yasa ile değişmeden önceki 2 yıllık üst sınırı olan bir suçu işleyenin tutuksuz yargılanmasının hakkaniyete daha uygun olduğunu söyleyebiliriz. Zira bir yandan erteleme sınırlarını yükseltme, diğer yandan ise tutukluluğu gerektirecek bir suçun üst sınırını azaltma bir çelişkinin ifadesidir.

Tutuklama, kişi hürriyetini ortadan kaldıran ağır bir tedbirdir. Bu nedenledir ki, tutuklulukta geçen süre, verilen hürriyeti bağlayıcı cezadan mahsup edilmektedir. Çok defa belirli bir süre tutuklu kaldıktan sonra beraatle sonuçlanan davalar olabilmektedir. Masumiyet karinesi gereği verilen hüküm kesinleşinceye kadar kişiler suçlu sayılamaz. Ancak uygulamada, suçlu sayılamayacakları bir dönemde şüpheliler özgürlüklerinden uzun süre mahrum edilmektedir.

Tutuklama kararı:

CMK- Madde 101- (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir.

AÇIKLAMA:

Tutuklama kararı, geçici bir süre için bile olsa, kişi özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran ağır bir tedbirdir. Tutuklama kararı, gerek soruşturma aşamasında gerekse kovuşturma aşamasında sadece hakim tarafından verilebilir. Soruşturma aşamasında şüpheli hakkında tutuklama kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafından verilir. Hakim soruşturma evresinde kendiliğinden tutuklama kararı veremez. Mutlaka Cumhuriyet savcısının istemi üzeri Ane bu karar verilebilir. Temel ilke şüphelinin tutuklanmasına veya tutukluluğun devamına ilişkin duruşmanın açık olarak yapılması ve savunmanın görüşünün mutlaka alınması zorunluluğudur. Tutuklama kararının verilebilmesi için şüpheli veya sanığın, kendileri tarafından atanmış müdafileri yoksa yetkili mercii adı geçenlere bir avukatın yardımından yararlanmaları gerektiğini hatırlatacak ve baro tarafından görevlendirilen bir avukat, tutuklama duruşmasında mutlaka hazır bulundurulacaktır.

Tutuklama kararı, şüpheli veya sanığın tutuklanması için, tutuklama kararı veren makamın verdiği karardır. Kararda, şüpheli veya sanığın açık bilinen kimliği, yüklenilen ve suç teşkil ettiği bildirilen eylem, tutuklamanın hukuki ve fiili nedenleri ile gerekçeleri gösterilmelidir. Tek başına suç işleme şüphesi tutuklama için yeterli neden oluşturmaz. Ayrıca dayanılan gerekçenin bu tedbiri gerekli kılıp kılmadığı hususları da gösterilmelidir. Bu şekilde gerekçe gösterilmeden basmakalıp gerekçeler AİHS’nin 5. Maddesinin ihlali anlamına gelecektir.

Anayasanın 141. Maddesinin 3. fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” Hükmü yer almaktadır. CMK’nın 34. Maddesinde karşı oylar da dahil olmak üzere hakim ve mahkemelerin he türlü kararlarının gerekçeli olması zorunluluğu hükme bağlanmıştır. CMK’nın 100. Maddede yazılı tutuklama gerekçeleri tek tek tartışılarak, somut gerekçeler gösterilmelidir. Bu gerekçeleri tutuklama talep eden savcının da talebinde göstermesi gerekir. Sadece, isnat edilen “suçların niteliği”, “delil durumu” gibi genel ifadelere, benzer sözlere yer vererek hiçbir açıklama getirilmemiş olması yeterli gerekçe sayılamaz.

 

MÜDAFİİ ZORUNLULUĞU:

CMK tutuklama konusunda zorunlu müdafilik sistemini benimsemiştir. Şüpheli veya sanığın özel durumu dikkate alınmaksızın, herkes için getirilmiş bir zorunlu müdafilik söz konusudur. Tutuklanması istenilen şüpheli veya sanık hazır ise tutuklama kararından önce dinlenmesi gerekir. Buna sorguya çekilme denilmektedir. Hâkim, şüpheli veya sanığa seçebileceği bir müdafinin yardımından yararlanabileceğini hatırlatır. Seçtiği takdirde, müdafii tutuklama duruşmasında hazır bulunur. Şüpheli veya sanık müdafii seçmediği takdirde, baro tarafından görevlendirilecek bir avukatın tutuklama duruşmasında mutlaka hazır bulundurulması gerekir. Avukatın hazır bulunmadığı ortamda tutuklama kararı verilmesine yasal olanak yoktur. Hakim veya mahkeme tarafından verilen

1.     Tutuklama,

2.     Tutukluluğun devamına,

3.     Tahliye isteminin reddine,

İlişkin kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Hâkim kararları itiraza tabiidir. Mahkeme kararları ise maddede açıkça belirtilmişse itiraza tabiidir. Bu hüküm gereğince gerek sulh ceza hâkimi, gerek tek hâkimli mahkeme Hakimi ve gerekse mahkeme heyeti tarafından yukarıda belirtilen kararların verilmesi halinde bu kararlara itiraz edilebilecektir. İtiraz usulü 267 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

Hâkim veya mahkeme tarafından verilen tutuklama kararına karşı itiraz kararın öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşuluyla beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir, yerinde görmezse en çok 3 gün içinde itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

İtirazı incelemeye yetkili merciler şunlardır:

a.     Sulh ceza Hakiminin tutuklamaya dair kararına yapılan itirazının incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hakimine aittir.

b.     Sulh ceza işleri, asliye ceza Hakimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkeme başkanına aittir.

c.      Asliye ceza mahkemesi Hakiminin tutuklamaya dair kararına yapılan itirazın incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine aittir.

d.     Ağır ceza mahkemesi ile başkanı tarafından verilen tutuklamaya dair karara yapılan itirazın incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması halinde numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

Tutuklama hali şu durumlarda sona erer:

1.     Tutuklamaya konu suç ile ilgili takipsizlik kararı verilmesi (CMK m. 103/2)

2.     Soruşturma evresinde cumhuriyet savcısı adli kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısında varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. (CMK m. 103/2)

3.     Tutuklamaya itiraz üzerine itiraz merciince tahliye kararı verilmesi (CMK m.101/5)

4.     Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini istemesi durumunda tahliye kararı verilmesi ile dosya Bölge Adliye Mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde ilgilinin istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi vea Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra ve re’sen tahliye kararı verilmesi (CMK m. 104/1-3)

5.     Davanın mahkumiyet hükmü dışında esastan bir kararla (beraat, düşme, ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar gibi) sona ermesiyle (CMK m. 223)

6.     Tutuklunun ölümü ile

Tutuklulukta geçecek süre

Madde 102-  (1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk şüphesi en çok 6 aydır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek dört ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçe gösterilerek uzatılabilir, uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez.

(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları Cumhuriyet savcının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

AÇIKLAMA:

Maddede, tutuklulukta geçen süreler düzenlenirken, ikili bir ayrım yapıldığı görülmektedir. Bu ayrım, işin ağır cezalık olması ya da olmamasına göre düzenlenmiştir.

Yapılan yeni düzenlemelerle;

1.     Sulh ceza mahkemesi ile asliye ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok altı aydır. Ancak bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek dört ay daha uzatılabilir. Böylece, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen sulh ceza veya asliye ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda en fazla ve toplam on ay tutukluluk söz konusu olabilir.

2.     Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Uzatma süresi üç yılı geçemez dendiği için uzatılan süre üç yıl olacak ve iki yıl da baştan olduğu için ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda tutuklulukta geçirilecek süre en fazla beş yıldır.

UYGULAMA VE DÜŞÜNCELER

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, tutuklamayı bir tür öne alınmış ceza gibi görme alışkanlığını değiştirmemiştir. Tutuklama, ceza gibi ve aslında çoğu zaman cezadan daha ağır sonuçlar doğurabilen bir tedbirdir. Ceza gibidir; çünkü kişi özgürlüğünü sınırlandırır. Cezadan daha ağır etki eder, çünkü kişinin özgürlüğünü, kişinin suçluluğu henüz sabit olmamışken kısıtlandırır. Ancak tutuklama asla bir ceza demek değildir. Zira suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Tutuklama yargılamanın sağlıklı bir şekilde yapılması amacıyla sınırlı olarak uygulanmaktadır. Üzülerek belirtmek gerekir ki, günümüz tutuklamaları çoğunlukla bir ön hapis cezası olarak uygulanmaktadır. Şüphelinin gözaltına alındığı andan itibaren cezalandırılması gerektiği düşüncesinin esas alan ve böylece masumiyet karinesini de yok sayan bir anlayıştan uzaklaşmak adaletin gereğidir. TUTUKLAMA BİR TEDBİRDİR, OYSA HAPİS BİR CEZADIR. Ceza muhakemesi kural olarak tutuksuz yapılmalıdır. Suçluluk karinesi anayasal dayanağını AY m. 38/4’te bulmaktadır. Maddeye göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılmaz. Tutuklama bir koruma tedbiri olmasına karşın şüpheli ve ailesi üzerinde infaz edilmekte olan bir hapis cezasına nazaran çok daha ağır tesirler doğurmaktadır. Tutuklamanın, hapis cezasına oranla kişiyi ve ailesini daha derinden sarsmasının temelinde, bu koruma tedbirinin uygulanmaya başlamasıyla kişinin içine düştüğü “belirsizlik” hali bulunmaktadır. Gerçekten de, kesinleşmiş bir hapis cezası karşısında, sanık zaten buna hazırlanmıştır. Cezaevinde ne kadar süre kalacağını bilmektedir. Cezanın infazına başlanılmadan önce işlerini, ailesini ve sosyal çevresiyle olan ilişkisini bu süreye bağlı olarak düzenleme olanağına sahip olmuştur. Ancak tutuklama halinde kişinin cezaevinde ne kadar kalacağı belli değildir. Kişi tutuklamayla maddi yönden büyük sıkıntıya düşer. İşini, eşini ve ailesini kaybetme korkusuyla yaşar. Serbest meslek sahibi bir kişinin işleri bir anda gelen tutuklama kararıyla sahipsiz kalır. Şüphelinin işlerini yola koyacak vakti bile olmamıştır. Tutuklama, kişinin toplum ve sosyal çevresi içerisindeki kaybetmesine de yol açar. Tutuklanıp cezaevine girmekle ailesinin, arkadaşlarının ve sosyal çevresinin artık kendisini suçlu olarak göreceği düşüncesine kapılır. Bu onun alnına sürülmüş bir “kara leke” olacaktır. İleride beraat etse de özellikle topluma ve basına yansıyan suçlar bakımından toplumun gözünde “suçlu” kalmaya devam edecektir. Özellikle ilk defa tutuklanan kişilerde, cezaevi yaşantısından kaynaklanan yoğun bir buhran hali tüm tutuklu sanıklarda gözlenmektedir. Uygulamada; tutuklu şüphelilerin sabıkasız ve sabit ikametgâh sahibi olmaları, tutuklulukta geçen bir yılı aşkın süreler, delil karartma ihtimalinin bulunmaması, kaçma ihtimali yönünden adli kontrol yükümlülükleri ile hedeflenen amacın gerçekleştirilebileceği mümkünken, delillerin tamamının toplanmış bulunması ve savunmalarının alınmış olması da değerlendirildiğinde telafisi mümkün olmayacak sonuçların doğmasına sebebiyet verebileceği, tutuklama tedbirinin istisnai bir düzenleme oluşu göz önüne alınarak şüphelilerin CMK’nın 109/3.a maddesi gereğince adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliye kararı verilmesi uygun olacaktır kanaatindeyim.

 

Av. Halil Tükel

 

 

KAYNAKÇA

İstanbul Barosu dergileri

Veysel GÜLTAŞ Tutuklama ve Kanun Yolları

Yrd. Doç. Dr. Z. Özen İNCİ Bir Koruma Tedbiri Olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama

 
Yol Tarifi